30-Aralık..



Sevgili Bebek
Bu sana yazdığım ilk mektup.
Bebeklerin annelerini seçtiklerine dair bir yazı okumuştum vaktiyle bir dergide. Gülüp geçmiştim o zamanlar. Ama artık pekala mümkün geliyor bu fikir. Gökyüzünde melekler yan yana oturup kainatın koca kataloğundan anneni seçerken düşlüyorum seni. Önünde kocaman bir kitap açık duruyor. İçinde renk renk fotoğraflar. Her bir fotoğrafın altında kısa tanıtım bilgileri. Melekler sabırla çeviriyor sayfaları. Sen alıcı gözle bakıyorsun tek tek tüm adaylara.

“Bu değil..” diyorsun. “Yok bu da değil..”
Ne doktorlar, ne mühendisler, ne ev hanımları, ne iş kadınları geçiyor gözünün önünden. Geçit töreni gibi. Hiçbirine alaka duymuyorsun. Oysa oldukça iddialı anne adayları var içlerinde. İşini iyi yapan, sevgi dolu ve hayli marifetli kadınlar bunlar. Sen gene de oralı olmuyorsun.

Derken yeni bir sayfa açıyor yanındaki tombul melek ve benim resmim çıkıyor karşına. İyi bir fotoğrafım değil bu. Saçlarımı beceriksizce toplamışım. Makyajım da çalakalem, bir gözüme bir gözümden daha çok far sürmüş, gene taşırmışım. Üzerimde kat kat soğan kıyafetlerim. Altında tanıtım bilgilerim. Muhtemelen şöyle yazıyor:

"Kafası karışık, hayatı düzensiz, henüz tam olarak kendini bulamamış, arayış halinde. Yazar.Edebiyatçı."

Sen minicik parmağını benim resmime doğru sallayarak,
“Hah, bak bu eğlenceli olabilir..” diyorsun meleğe. “Şuna biraz yakından bakayım.”
Nasıl ve niye kâinatın onca başarılı anne adayı arasından beni seçtiğini bilmiyorum. Belki de çılgın bir kızsın sen. Dört dörtlük bir anneyi sıkıcı buluyorsun. Ya da beni benden iyi tanıyorsun şimdiden. Bendeki potansiyeli görüyorsun. Eksiklerimi, zaaflarımı aşmama, hatalarımı düzeltmeme yardım edersin. Rehberim olursun, en güzel öğretmenim.

Dedim ya, niye nasıl beni seçtiğini bilemiyorum. Ama bir şeyi bilmeni istiyorum:
Sana müteşekkirim. Seçiminle onurlandım. Gururlandım. İnşallah hayatta hiçbir zaman, “Ulan o koskoca katalogdan bula bula bunu mu bulmuşum. Başka birini seçseydim keşke..” dedirtmem sana. Seni mahcup ederim diye ödüm patlıyor.
Sabırsızlıkla gelişini bekleyen annen Elif.”
Elif ŞAFAK/ Siyah Süt

Not : İyi ki doğdun kızım, iyi ki varsın..

Kadından Kentler / M.Mungan



Biliyordum, dinlediğimiz uzaklar aynı değildi. O geçmişi, ben geleceği dinliyordum. İçinde yaşadığımız zamanın kulak kabarttığımız uzakları bile farklıydı. Bir tek kalplerimiz yakındı onunla ve ben diğer birçok şeyi önemsizleştiren bu yakınlığı yıllar geçtikçe daha çok anlayacaktım. Zaten hep öyle olmaz mı? Hayat demek, biraz da zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?
**
İnsan ilişkilerinde sözler, davranışlar kadar sessizlikleri kullanmanın önemini de ondan öğrendim; hem de hiç farkında olmadan.
**
Böyle zamanlarda tartışmayı alevlendirmez, laf anlatamayacağını bildiği bu çeşit durumlarda hep yaptığı gibi, geri çekilerek karşı tarafın sakinleşmesini beklerdi.
**
Sonradan çok düşündüm: Madem insanların gerçekleri değişiyordu, neden içinde yaşadıkları değil, yaşamayı seçtikleri geçmiş zaman parçası kendi gerçekleri olmasındı? Vazgeçmenin mutluluğu, anımsamanın, yalnızca anımsamanın mutluluğu yok muydu? Bütün bu soruların derinleştirdiği, gerçeğe ve zamana açılan kapılar benim içimde de açıldığında, artık oyanımda yoktu. Bunları konuşabileceğim kimse yoktu. Bana kendi kendimle konuştuğum geniş bir zaman kaldı.
**
Gerçekte duyguları göründüğü kadar sahte olmayabilir; ama bazı kadınlarda samimi olanla olmayan yıllar içinde o kadar iç içe geçmiştir ki, sahici duygularını bile yapmacıklıkla ifade ederler; ayırt edemezsiniz.
**
Hayatlarındaki hemen her şeyi ucuza getirmeyi bilenlerin küçük, çapsız kurnazlık oyunlarıyla ağızdan laf almaya çalışıyordu.
**
Ne buluyorsun ki, böyle şehir şehir dolaşmakta? diyenlere, “her şehrin fırınının ekmek kokusu farklıdır” diye karşılık verirdi. “her ekmeğin hikâyesi farklıdır.” Hayat Hanım’ın böyle içli puslu sözlerine alışıktılar. Böyle zamanlarda anlamaktan çok hissetmeye çalışarak dinlerlerdi onu.
**
Yüreklerinin ta en derinine esen rüzgârın ayaklandırıp havalandırdığı, adını koydukları ya da koyamadıkları ürküntülerin, belirsizliklerin tekrar eski, dilsiz kuytularına çekilmesi, dünyanın onlar için yeniden tanıdık bir yer olması için rüzgârın kesilmesini, fırtınanın dinmesini ümit ediyorlar.

Not: Kitapla ilgili güzel bir yorum..eklemek istedim.


İzin Verme..







Isıtan bir güneş bekliyor seni dışarıda

tüm gölgelerin ardında.

Ve çiçeklenmiş ağaçlar

kokularını sana sunuyorlar
renklerini sana.


Umutlarına sarınarsan
kaybolup gidecek korkuların..

İzin verme..

Kimsenin
h i ç kimsenin
seni
kötü hissettirmesine
kötüye sevketmesine

İzin verme..


vv.Haziran 2008



Bir Günün Ardından..

Avrupa Yakası'nın son bölümlerinde çok sevdiğim bir karakter var Dursun:) Onun çok sık kullandığı gibi "bugün..bugün olmazsa, cumartesi..bu cumartesi olmadı, bayramdan sonra..yok o bayrama yetişemedik, bu da, şu da geçsin" diyerekkk. Nerede ise 1 senedir planlanan, istenen ve beklenen buluşmamızı/görüşmemizi, nihayet geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdik. Yazılardan, maillerden, birbirimizle yorumlaşmalardan tanıdığımız "blog arkadaşlarımız" kafamızda çizdiğimiz şekillerden sıyrılıp, bir insana dönüşüverdiler:)




Sakin, mütevazi, ıssız Anadolu'ya davet ettik onları, küçük hanımlarda bizlerle olacağı için:) Ortamının çok sıcak ve hoş olduğunu düşündüğümüz Karamela Cafe'nin çeşidi bol kahvaltı tabağı, büyük bardaklarla masamıza gelip-giden çaylar eşliğinde konuşmalara daldık. Çok konuşmuş olmamıza rağmen, kelimeler anlatmak,açıklamak karşılıklı öğrenmek istediklerimize yetemediği için..bir doymamışlık, damakta hoş bir keyifle devam ettik günümüze..

Gelirken bizler için hazırlamış oldukları incik-boncuklara karşı elimiz boş gitmek olmaz diyerek..yanda görüldüğü üzere, romantik yazılarına fon teşkil etmek üzere cam mumlukları seçtik. Foto'ları çeken kişi benim. Yüzüğünü başarılı bir şekilde çekmeye çalıştığım ise Jto, yan cepheye sıkışmış olan Nilüferhan. Eee bi de böyle bir sorun vardı, konuşurken blogcu isimlerimizle birbirimize seslenip durduk:) Benim için sorun değildi tabii ki, her yerde vili iken ;)



Derken sevgili Jto, Nilüfer'le bizler için hazırlamış oldukları, yan tarafındaki poşetleri uzattı. Hani aman, nedir bu abartma şimdi canım diye burun kıvıranlar olabilir:) Yapılan inceliğe, emeğe ve özene burada yazmak dışında nasıl teşekkür edeceğimizi bilememek aslında, şu an anlatılan. İlk verdiği paket kağıdından simli maske ve kitap ayraçları çıktı. Blogunda sık sık gördüğüm, beğendiğim için çok sevindim. Kendisinin yaptığını öğrenince, Mel kutuyu açmaya başlamışken ben hâlâ ayraçlara sevinçle bakıyordum:)

Kutuda ki her şeyin tek tek bir açıklaması vardı. O bize kalsın diyorum:) Süpriz yumurtalarımızı ise daha yolda kızlar "yiyelim" diye tutturdukları için, foto'da yerleri boş kaldı. Araya bayram girince, bilgisayar başında zaman geçirme şansım olmadığı için, cd'yi hemen izleyemedim. Sessiz, sakin bir gece, kupamda ki nescafemi içerken, gözlerim hafifçe nemlenerek izledim:) Siyah-beyaz fotoğraflar üzerinde satır satır geçen şiirlerimi okudukça, sevindim de, hüzünlendim de işte...içten teşekkürler, tekrar.
Siz ne kadar samimi olarak varsanız, karşınızda ki de o kadar samimi olarak var! Değilseniz...hissediliyor:) gibi okuyunca hafif cümlelerle mana içermiyor gibi gözüken, arka planda çok anlamlı bir cümle ile nokta koymak istedim.
Not: Kısa şiirler yazıyor olmam çok isabetli bir seçim olmuş, düz yazı yazarken yazının sonunu getiremiyecek kadar çenem düşebiliyormuş :)


Not2 : Maskeleri taktığımızda Jto foto'larımızı çekti ki, çok çok güldük halimize :) Onlar yarın-öbür gün aleyhimizde delil olmak üzere, bloglara yansımadan onda kalıcak:))


Not3 : Kutunun olduğu fotoğraftaki Nestle çikolatayı, Nilüfer çocuklar için getirmişti. Bizler de birer parça yedik :)

Söz -ler-



Söyleyemediklerim değil
söylemediklerim var!

içimden geçen mi ?
değil

taşan her zaman..

ağızdan yavaşça dökülünce
söylenmiş olması ile tüketilecekmiş gibi gelen

duyulunca
yok olur gibi gelen / yok olur mu yada ?
değil

sızı gibi hep kalan
söz olup
kelime olup
cümle olup
değil

sakin akan bir nehir gibi
akıp giden

akıp giden

kendi yatağında..

vv. 19.07.2007

Not: Tanıyan-tanımayan, bilen-bilmeyen, okuyan herkese güzel bir bayram dilerim :)

Tek Bir Cümle, Koca Bir Dünya



Kırmızı Gün'lük, beenmaya'dan :)




Kimsenin mimlenmediği okuyanların devam ettirdiği bir oyun.


Oyunun Kuralları

•Kendinize en yakın kitabı alın.

•Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.

•Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.

•En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.
.
Çantamda okumaya devam ettiğim kitabın 56.ncı sayfasını ve 5.cümleyi merakla açtım. Bana ne diyecek diye düşünerek..
.
Murathan Mungan..Kadından Kentler
"Bu sessizlikten içini yatıştıracak bir dinginlik duygusu almayı umdu."

Piraye / Canan TAN




Yazdığı şiirlerin kendinden önce gelmesi, hoşuna gitmiyor haliyle. Sıralamada yaptığım hatanın sıkıntısıyla biraz mahcup, bakıyorum. Onu şiirlerinden soyutlarsam, benim için ne ifade edeceğini irdelemekten kendimi alamıyorum.
**
Her ne olursa olsun; benliğimi sarmalayan o eşsiz büyünün, ince tül perdesini yırtıp, beni görmekten kaçındığım gerçeklik dünyasına taşımasından hoşnut değilim.
**
Karşımda içi kurumuş; hiç değilse dışını yeşil tutmaya, bedeninde oluşan derin boşluğa karşın ayakta kalmaya çabalayan, yüzlerce yıllık bir ağaç var sanki.
**
Duygusal dünyamda değişen pek bir şey yok aslında. Şiir yürekli bir Piraye..Yaşam boyunca da böyle kalacak. Ama artık, tek bir şiirn peşinde koşmayacak kadar büyüdü. Dizelerini yüreğinde taşımayı öğrendi.
**
Bu söylediğin neye benziyor, biliyor musun? Billur, kırılgan, el sürmeye kıyılamaz güzellikte bir köşk düşün..
Doğduğun günden bu yana, yavaş yavaş, her seferinde küçük bir billur tanesi ekleyerek; emekle, sabırla oluşturduğun, göz kamaştırıcı güzellikte bir köşk..Ve sen bunu bir anda yerle bir etmeye karar veriyorsun. Geride kalacak enkazı diriltmeye gücün var mı? Aynı görkemdeki bir köşkü yeniden inşa etmek olası mı?
**
Can havliyle yarattığım minik çentiklerimin, içine düştüğüm çözümsüzlük dehlizinden çıkmamı sağlayacaklarından emin değilim. Ama, karanlığın ucunda beliriveren, güneş doğumu öncesinin gölgeli aydınlığını çağrıştıran cılız ışığa, sürünerekte olsa ulaşmak zorundayım.
**
Yaşamak..Yosun gibi, ot gibi…Ya da yediveren gülleri kıskandıracak verimlilikte. Her yönüyle, yalnızca beni ilgilendiren bir kavram.

Piraye / Canan TAN

http://kitap.antoloji.com/piraye-kitabi/

Bir Ses..




Huzur....

Bir ağaç gölgesinde midir?

Yeşil bir dalda,
rüzgarla hafif hafif ama ahenkle sallanan.

Yada kuş cıvıltıları dolu bir orman içinde,
kaybolmak...

Öyleyim..

Kendi içimde.
vv. 29/8/2007



SON



KELİMELER / İM

Ansızın,
Ortalara dökülen / dağılan..
Yuvarlanıp ahenkle ama telaşla kaçan,
Uzaklara..
Boncuklar değil,
Kelimeler / im..
Ki peşisıra benden kaçışlarına bakıp,
yakalamak değil amacım…

Yine de,
Avucuna aldıkların benim,
Yüreğinde tuttukların senin olsun..

Bir anlamı varsa…


vv. 19/02/2008

Not : "Hiç kimseye değil seslenişim. Sadece şahsıma.... " diyerek başlamıştım. Bazen " dışarı çıkmaya çalışan hüzne inat", bazen güne inat, gündelik telaşlara inat, kelimelerimle Gülümse'dim..Tanıdım sizi, tanıdınız beni..Şimdi bloga veda zamanı :)

Bir Fotoğraf'tan yola çıkarak..



Sabah okudum Velena'nın yazısını. Sevdim, her zaman içtenlikle yazdığı için. Ve bu akşam üzeri yaşadığım küçük bir tatsızlık..son satırları konusunda, haklı olduğunu hatırlattı bana.

"Artık, hayatta beni biraz da olsa üzecek gibi olan biri ile karşılaşırsam incinmeden, incitmeden işi iyi arkadaşa vardırmadan sonlandırmayı tercih ediyorum. Bu insanları sevmediğimden değil, saymadığımdan asla değil. Artık eskisi kadar çok kuvvetli biri değilim."

Güzel bir yazı..Okumanızı isterim.

http://velenapruva.blogcu.com/arkamdaki-dilsiz-sirdas-arkadas_26241871.html

Benim bu fotoğrafı kullandığım şiir ise ;
http://vili.blogcu.com/aydinlik-neyin-oluyor-senin_18650481.html

Sen'le Söyleşi / 2



Saatler henüz sana varmadı.
Ne an lar kucakladı seni,
Ne kollarım.
Boşluğu sarmak yerine…
**
Gidişin üzerinden kaç sabah geçti,
Kaç özlemli düşüncenin öznesi oldun,
Bilmedin ki hiçbir zaman..
**
Yokluğun değildi büyüyen,
Yokken anlamlaşan varlığındı,
Aradığım.
Belki sığındığım.
Kaçıp kaçıp yaşamın kuytularından,
Saklandığım…
**
Gidişinde takılı kaldı zamanın tik takları..
Unutulmayan filmden
akılda kalan bir kare gibi,
Son bakış.
Son dokunuş.
Ve son…
**
Saatler henüz sana varmadı.
**
Varır mı bilmem…

vv.26.11.2007

Belki, yağmur..Belki, çiçek..



Yaprakların üzerindeki minik su tanecikleri kadar berrak sevgi,
Parmağımı dokundursam yuvarlanıp düşüverecek avuçlarıma.


Bilemezsem kıymetini, süzülür gider mi parmaklarımın arasından?

Belki….
Üşürsem, nefesin ısıtır.

Kar soğuğunda, bir odada yanan odun sobası..
Yanan odunların çıtırtısı kadar şefkatli sesin,
Alev alev ateşim, ellerin.
Ve söze gerek yok gözlerine bakarken / gözlerinde parlarken yeşilim.

Ve sus pus olsun tüm insanlar..
Rüzgar uğuldasın,
yağmur damlaları düşsün saçlarıma minik minik.

Ağaçların dalları nazlı nazlı savrulurken,
yaprakların çıkardığı sesler ninni söylesin, kulaklarıma..

Yaprakların üzerindeki minik su tanecikleri kadar berrak değil midir sevgi?

vv.04/10/2008


İnsanlar ve Maskeler / Dr. Halis ÖZGÜ - 2


Bir başkasının karşısında yalnızlığımızdaki bir kendimiz olamayız. Bizden, karşımızdakine bir şeyler gider. Biz karşımızdaki kimselere bilerek veya bilmeyerek bir şeyler veririz. Kendimizden bir şeyler veririz. Karşımızdakilerden de bir şeyler alırız. Karşımızdaki kimselerin varlıklarında değişiklikler yaparız.
***
Başkalarını sadece dış görünüşleri, kendileri ile ilgili düşünceleri, duyguları, davranışları, başkalarının görüşleri ile tanıyamayız.
***
Yeryüzünde büyüklük tutkusu ile en çok yananlar küçüklüklerinden en çok yakınanlardır. Yine yeryüzünde en çok eğilenler en çok doğrulmak, dik durmak arzusunu duyanlardır.

**
İnsanın, bir görünen, bir de görünmeyen yanı vardır. Biz kendimiz, başkalarını algılıyabildiğimiz şekilde tanırız. Şöyle veya böyle düşüncelerimiz, duygularımız olduğuna, şu veya bu kişilik, karakter özelliklerini taşıdığımıza inanırız. Başkaları hakkında da, davranışlarına bakarak bir görüşe ulaşırız. Onları şöyle veya böyle bir insan olarak tanırız. Tanıdığımızı sanırız.
**
İnsanların geçmişte olduğu gibi zamanımızda da birbirleriyle anlaşamamalarının, geçinememelerinin, birbirlerini gerektiği gibi sevememelerinin, birbirine üzüntü yaratacak, ızdırap çektirecek şekilde hareket etmelerinin, hareket etmekten uzak kalmamalarının en önemli nedenlerinden biri de, kendilerini, dolayısıyle, başkalarını tanımamalarıdır. Kendilerini, başkalarını oldukları gibi görememeleridir.
**
Herkes karşısında aynı düşüncelere, duygulara sahip olamaz. Kendisini herkes karşısında aynı ve bir tek kendisi gibi algılayamaz. Karşılaştığı kimselerden bazılarını kendisine yakın bulur. Onların yanında bir başka kendisi olur. Kendisini rahat bulur. Bir araya geldiği bazı kimselerin yanında ise bir rahatsızlık, huzursuzluk duyar. Onların yanından bir an önce uzaklaşmak ister. Bazılarına karşıda hiçbir ilgi duymaz.

İnsanlar ve Maskeler / Dr.Halis ÖZGÜ
Not: Beğenipte diğerlerine de göz atmak isteyenler için, 1 burada :)

Adı neydi unuttum..



Mavi bir denizdi,
Tuzlu suyunda ıslandığı / m.


Açıldı / m
Ufkunda..
Kayboldu / m..


Martılar , çığlık çığlığa.
Balıklar, en derin sessizlik..


Seyretti / m
Yaşadı / m
Tam ortasında,
Hayatın.


Yeniden doğdu / m..

Vv . Ağustos 08

Bir kaç anıdan sona (bana) kalan..



Kapıyı kapadı yavaşça..Sırtını kapıya dayayıp mırıldandı birkaç kez..“iyiyim ben iyiyim”
Yüzümdeki bu soğuk ifadeden anlamamıştır, içimdekini.

Kimi gün söz anlamını yitirir. Dediklerin ve duyulan aynı değildir. Kelimeler uçuşur hava da, sen birini kaparsın..o diğerini.
“dost” dersin..”arkadaş” dersin. Dersin de, senin içtenliğinin yansıdığı yerdeki, aksi nedir?

Kalın tuğlalarla çevirirsin kendini, örersin etrafını kalın duvarlarla.
Bir gün küçük bir çatlaktan sızar güneş gibi..Dersin ki, “hoş geldin”..Üzerine sinen dost kokunu içine çeker, seni kandırır bal gibi..kanarsın. Sakınmazsın sözünü, sakınmazsın..Öyle bir sona varır ki, kelimeler. Kalakalırsın, öfke ve kırgınlıkla..

Ağacın en yüksek dalında, bir yaprak vardır. Sense bir adım aşağısında…Seslense yüksekteki yaprak duymaz, sana seslenir..”duruşu, özü, sözü güzel yaprak..” Ağacı anlatırsın, kuşu, minik böcekleri…yaşadığın ne varsa. En yüksekteki yaprağı bile. Dinler…Haber alır ya, ulaşamadığından keyiflenir..Hissedersin. Duyulan his nedir ??

Ve bir çiçektir günle çalan kapını..Çiçeksin, çiçektir. Kimi gün o ışık verir sızlanan yüreğine..kimi gün sen. Yüklerinizi bölüşürsünüz. Bölüşürsünüz de, gözler kaçmaya başlarsa ürkek ürkek..dil tutulursa, laf söylenmez olursa. Hissedersin. Hissedersin de duyulan his nedir??

Kapıyı kapatır kadın, buruk bir gülüş dudaklarında…”hoşça kal” der. Ve demelidir..

vv.4/10/2008

Not: Kalemin ucuna gelmişti artık, yazılmalıydı. Akıp gitsin diye...başka hiçbir anlamı yok. Bu kadar.

.. (başlık bulamadıklarımdan)



Şimdi ince bir hazan mevsimi,
Güneş yakmıyor.
Hafif serinlik üşütse de,

Uyuyakaldığımda tenimi,
Alışıyor insan.


Kalabalıklar içinde, gülümsediğini hatırlarken
Bir sabah yalnız uyanmaya..

Bayramda koşa koşa gidip öpülen elin,
Artık olmadığına,
Hatta nefes alışının bile yeryüzünden silindiği
Gerçeğine de alışıyor……
Çayı tek şekerle içmeye,
Her gün aynı yoldan işe gidip-gelmeye,
Uzun uzun düşünüp,
kısa cümlelerle konuşmaya..
Günlük sıradan telaşlara / telaşsızlıklara alışıyor…
Yine de sen!


Sen bensizliğe alışma…


vv. (10/9/2007)

Güne Başlarken..



Bu sabah, her yer pırıl pırıl.
Karalar yok gözlerimin değdiği, en uzak noktada bile.


İnsanlar, uyku mahmurluğundan silkinir gibi yürüyor ..
Vapur, denizin üzerinde salınıyor ağır ağır,
küçük motorlar peşisıra..

Emanetindeyim sanki beyaz kanatları parlayan, martının.
Yerçekimine meydan okuyan bir yeri var hala içimin.
Ve sabahın aydınlığına açılan gözlerim..

Hangisi güzel olan?
Gözlerim de sabah?
Sabahın içinde ben?

Ve bir yerlerde sen.
Adını içimden fısıldadığım..

vv. 23/09/08

Sen olsaydın yapmazdın biliyorum / Kürşat BAŞAR



http://www.everestyayinlari.com/kitaplar.asp?b=419


..Öylesine yaşamımıza girmiş, anlaşılmaz rastlantılarla bizden bir parça olmuş, bir başka yerde değilde burada, bir başkası değilde ben olmamı sağlayan birkaç insan, birkaç anı, birkaç sözcük..
**
..bazen sert bir rüzgar esebilir. O zaman boynunu eğmekten utanma, yeniden başını kaldıracağını, yalnızca rüzgarın geçmesini beklediğini düşün..
**
gerçekten öyle mi, hayat yalnızca arasıra gizlenmemiz gereken rüzgarlarla mı dolu, eğer onlardan korunabilirsek bunca acıdan da korunabilir miyiz?
**
Yalnızlık en büyük acıları bile derinleştirmeye, yeniden biçimlendirmeye yarayabilir. Bazen.
**
Belki bir gün, suskunlukların tutsak edilmiş düşlerin kişiyi nasıl böyle dönülmez sınırlara sürüklediğini anlarsın.
**
Güzel kalan yaralar vardır. Sende benim artık ancak izi belli olan, zaman zaman yanlış bir dokunuş yada mevsimsiz bir yağmurla sızlayan ama hep güzel kalan yaramsın. Ne zamandır onla birlikte yaşamaya çalışıyorum, bunu öğrenmeye. Senin imgen, yaşamda değilde, kimi şiirlerde bulabildiğim bir boyut veriyor bana..
**
İstemediğim görüntülerden, istemediğim sözcüklerden kaçarak geçecek bir hayat, sürekli bir şeylerden gizlenerek, sürekli kendinden gizlenerek, sözcükleri değiştirerek, istenenlerle istediklerimiz arasındaki dengeyi kurarak, her an bu oyunu sürdürmek için gergin bekleyerek, sokaklardan, gecelerden, karanlıktan, erkeklerden, okullardan, hastanelerden, yüksekten, kapalı bir hücreden, arabalardan, uçaklardan, askerlerden, dostlardan, sevgililerden, acıdan, mutluluktan, öfkeden, düşünmekten, bir günün bitmesinden, gecelerin sonsuza dek sürmesinden, düşünmekten, yalnızlıktan, başkalarıyla birlikte olmaktan, sevmekten, bir gün ansızın hastalanmaktan, mezarlıklardan, kalabalıklardan, seslerden, sessizlikten korkarak, anlamsız bir oyun gibi, renklere, titreyişlere, değişen görüntülere kapılarak sürüklenip gitmek, gitmiyorum, artık bırakıyorum, zaman durabilir, görüntüler geçmeyebilir, en azından benim için durduruyorum, gitmek istediğim her yere gidebilirim. Şimdi uzak yıldızların arasında bir nokta olabilirim, söylediklerimizden çok gizlediklerimizden oluşan bu görüntülerden, onların anlamını çözmek için delice çaba harcamaktan sıkıldım artık, kendi görüntümden, onu siliyorum, kimsenin umurunda olmasada..
Kürşat BAŞAR

Eylül Biterken


Elele,
Çantalar, montlar bir yana dağılmış..
Başlayalı 5 dk. olan bir filme,
Etraftakileri rahatsız etmeyelim diyerek,
Sessizce gülüşüp girmedik seninle….

Kalkış saatini bilmediğimiz İETT otobüsünün,
Tam durağa varmak üzereyken,
Gidişini görüp
“hay Allah” diye üzülmedik, çaresiz bakışıp birbirimize….

Yada,
İskeleden kalkıp giden bir beyaz vapur.
Arka kısmında oturup karşılıklı,
Kız kulesi’ni,
Beyaz beyaz
Köpük köpük
Arkada kalan dalgaları seyredeceğimiz,
Elin belimde belki..
Kaçırmadık ki hiç!
Biz, sadece
Bir mevsimi kaçırdık seninle,
Eylül adında / tadında.

vv. 28.9.2007

Asi Ve Mavi

..

15-20 gün önce bir arkadaşım aracılığı ile dinledim şarkıyı. O günden beri de sabah-akşam, akşam-sabah şeklinde dinlemedeyim :)
Bir ince melodisi var içinde..hani denir ya "bam teli" diye. İşte tam da bam telime dokunuyor o ezgi. Klibi olduğunu da görünce, bloguma eklemek istedim :)

Sözsüz yada Sessiz



Sonbahar dökmeli,
Ağaçların sararmaya başlayan yapraklarını..
Bense
Düşenleri,
Bitenleri,
Savurup yürümeliyim..
Bir tenhada, tek başına.
**
Konuşmaksa..şimdi zamanı değil.
Konuşmaksa..kelimelerimin en sevmediği.
**
Bir uzun yolda,
Sessiz adımlarla yürümeli,
İçindeki huzuru kimse ürkütmeden..

vv.16/09/2008

Rica..



Dokundum,
Buz gibiydi teni.
Yüreğime mi değdi soğukluğu,
Üşüyorum.

Kış ortasında ki nefesin, dumanı gibi..
Çay bardağına dokununca el, azıcık yanar gibi..

Sevginin buğusu ile ısıt içimi,
Şefkatle ve özenle.

Ey hayat!
Sözüm sana.

Güne kat beni,
Her yeni doğan güne, katık et beni.


vv.15/9/2008

Kayık ( yada kaçmak isterken)



Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan, kambur duruşunda taşıyor hüznünü.
Yavaşça biniyor,
Lacivert renge bürünmüş denizin kıyısında bekleyen kayığına..
Küreklerin suya değişindeki,
ses yükseliyor önce,
İki yankı gibi vuruşları.

Sonra kayıp gidişi.

Gecenin mi, denizin mi,
Yalnızlığın peşi sıra mı bilinmez.
Tam ortasına varınca…
Gitmenin de,
Dönmenin de imkansız gözüktüğü,
Hani uçsuz bucaksız karanlık,
Hani göz alabildiğine yokluk…
Kalakalıyor.


Bırakıyor kendini akıntısına dalgaların,
“nereye giderseniz gelirim” diyor sessizce,

“ne yöne götürürseniz giderim”

Tahta kayığın küçük boşluğuna uzanıyor,
Büklüm büklüm, ürkek.

Gökyüzüne bakarken,
Peşi sıra gelen yıldızlar tek tek gözkırpıyorlar sessizce,
Her biri birer ateşböceği,
Yanan titrek mum,
Işık işte, ışıl ışıl yanan umut yada..
Elini uzatıp “dokunur muyum” derken mi,
Isınır içi ?
Onu önemseyen yürek atışlarını hatırladığında mı ?

Hani ansızın yağmurun ardından açan güneş,
Hani özlenene sarıldığın an hissedilen ateş…
Ağlıyor.
Ki ağlamalı insan “yükünü hafifletmek için, yüreğinin….”

Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan.
Kıyıya çıkıyor,
Sadece yorgun…

vv. (Eylül 2007)

Not: Evoironi'nin blogunda resmi görünce, bu resimle eklemiş olduğum şiir geldi aklıma. Resim Salvador Dali'ninmiş bilmiyordum. Ve yine aylardan Eylül'müş bunu bana yazdıran:) Güzel bir tesadüf..

Rüya..




"Başını eğdiğinde göremesem de, damlaların aktığını..
Orada olduklarını biliyorum, her zaman.

Eylül’den bir gün al, sil tersiyle.

Ağlamanın umudu gülümsemektir "
diye fısıldadı rüzgar kulağıma..

"Ağlayabil ki, gülmek yakışsın ardından" dedi güneş..

Ağladım da,
Güldüm de..

Dalından kopupta, yere düşerken seslenen yaprak gibi usul usul…

vv.10/9/08

..



Ne anlattınsa eksikti..
Ne sustuysan, kat kat fazla.
Söyledi isen, anlamadı.
Kilitledinse dilini, hep yanlışa yordu.
Yoruldun..
Artık yorma!


vv. 09/9/2008

..



Hüzün,
en ince melodisini çalıyor kemanıyla,
duyuyor musun..
Her yer yabancı,
Herkes el bu saatlerde.

Işığını kapat, perdeleri, kapıları.
Dışarıdan ses duyulmasın içeriye..
İçerisi ıssız, sakin.
Böyle kal / sın.

vv.9/08

Siyah Süt / Elif ŞAFAK

“Eğer bir kadın erkeksi özelliklere sahipse, ondan kaçmalı. Ama eğer bu tür özelliklere sahip değilse, bu sefer de o kendinden kaçmalı.” Friedrich Nietzsche
**
Çünkü, ne kadar girift olursa olsun her dehlizin bir çıkışı var..ummadığın kadar yakında bir yerde seni bekleyen..Oraya doğru yürümek tek yapman gereken..”
**
….annelikte ise tüm kapılar açıktır ardına kadar. Gece gündüz, yaz kış. Kapı pencere açık püfür püfür. Dilediği kapıdan girer çocukların içeri, dilediklerince gezinmek üzere. Ne sığınağın vardır onlara karşı, ne gizli bölmen. Ne mahremiyetin kalır ne bahanen. “Kendine ait oda” diye bir saha yoktur artık içine çekilip yazabileceğin.
**
Kadın yazarların isimlerini ya erkek ismine çevirmek yada “cinsiyetsiz” kılmak istemeleri tesadüf değil. Doğrusu kadın yazarların kalemleri hem erkek hem kadın kalmalı. İyi bir kadın yazarın yazısı ya tamamen aseksüel ya biseksüel olmalı…
**
Dünya edebiyat tarihi yazarlık yapabilmek için benzer seçimler yapıp evlenmeyi büsbütün reddeden ya da erkek kılığına giren veya erkek takma ismiyle yazan kadınlarla doludur. Tabii bir de yeteneği ve azmi olduğu halde, sırf kadın olarak dünyaya geldiği için mumu çabucak sönen yada hiç alev almayanlarla..
Sorulması gereken soru “Niçin çok sayıda kadın şair ya da yazar çıkmadı geçmişte?” sorusu değil. Esas soru “nasıl oldu da bir avuç kadın şair ve kadın yazar bu şartlara rağmen gene de çıkabildi?”olmalı..
**
Kullandığımız her sıfat aynada beliren bir yansıma aslında.


Aynada sağ tarafta görünen bir şeyin sol tarafta bulunması gibi, her sıfatın tam zıt yerde duran bir karşılığı var. Belki de sıfatlar, tıpkı yeryüzündeki tüm hayvanlar, bitkiler ve insanlar gibi, Nuh tufanına yakalanmışlar bir zamanlar.Onlar da çift halinde binmişler Nuh’un Gemisi’ne. Her sıfatın bir “eş”i var bugün. Bu sebepten hep ikilemler aracılığla düşünüyoruz.

Ne var ki bu ikilemlerden daha olumsuz olan tarafı kadınlıkla, olumlu olan tarafı da erkeklikle özdeşleştiriyoruz. Birinin varlığı ötekini açıklamak ve meşrulaştırmak için kullanılıyor. Örneğin kadınları “zayıf” kabul ettikçe erkeklerin “güçlü” olduğuna daha kolay inanıyoruz. Keza kuvveti ve kudreti erkeklere yada erkekliğe atfettikçe, kadınların zayıf ve kırılgan olduklarını sanmak kolaylaşıyor.

Veda..

Kalem yazmak, dil konuşmak istemese de…hayatın diğer bir yüzü. Gerçeği değil mi ölüm?
Erirken günden güne, solarken…eski günleri düşünmemek mümkün mü? Yaşlılığın tüm yükleri ile ağırlaşan bedenin, solarken.

Küçükken bir övünçtü “benim hiçbir yakınım ölmedi” demek. Bir dedem. Ki ne kadar küçükmüşüm, acısını idrak edecek yüreğim yokmuş henüz. Sonra peşpeşe, birbirini beklermiş gibi. Önce dayım, sonra eniştem ve ansızın bir haberle yengem.

En son nasıl görmüştüm? En son ne zaman?

Sesler silinmiyor kulağımdan.
Bir gün hiç umulmadık bir yerde karşıma çıkan bir benzeri ile sızlıyor yürek. Hani gitsem evinde bulacakmışım gibi. Özlemişim diyorum o zaman.


Günlük koşturmalar içinde, birbirimizin gününe dahil olamasakta…bir ramazan sofrasında, bir bayram sabahında, hastalıkta, bir akşam ziyaretinde çayın yanına eşlik eden sigara dumanları ve sohbetlerle hatırlamak.

En güzel günlerimde, çocukluğumda var olanlar…asıl şimdi duyuyorum sızınızı.

Şimdi, hastalık var bedeninde..biliyoruz, hepimiz. Geçen günler yavaşça silmeye başladı suretini hayattan.
Henüz geç olmadan.. en insani duyguyla yine öperim elinden saygıyla, başımın üzerine koyarım..

vv. 29/8/2008

Sadece dinliyorum..



Oturduğum yerden duyuyorum ayak seslerini..
Bir huzura bırakmışım kendimi
Kollarımı kaldırsam,
doğrulsam yerimden,
gözlerimi açsam..
Sona erecek.

Ama bitmesin istiyorum.

Dinliyorum.
Dinliyorum ..

Gidiyor musun?

Çıkarken kapıyı usulca çek..
Tıpkı birazdan dönecekmiş,
hemen geliyorum der gibi..
Anahtarını bırakma.
Sen de kalsın ki,
Gördükçe/görünce anlamayayım yokluğunu..

Geliyor musun?

Oturduğum yerden duyuyorum ayak seslerini..
Beklemiyorum ki seni!
Bir kitabın içinde kaybolmuştum tam da ben
Ve bir şarkının melodileri okşuyordu ruhumu..
Ama kalkmalıyım,
yarı tedirgin, yarı mutlu bir telaş içinde.
Saçım düzgün mü?
Giysilerimi sever misin?
Beni sever miydin?
Dinliyorum.
Dinliyorum..


vv. Ağustos 2008


Misal



Güneşe bakan / güne bakan
Sarı-siyah çiçeklerdi, gördüğüm..
Yüzlercesi yan yana
Sırt sırta
Bekleşirken
Ayçiçeği idi bir diğer adları…
Ve sevdiğim.

Güneşten yanan / kavrulan
Çiçeklerdi, yaz sonunda.
Simsiyah,
Boyunları bükük..
Ve böyle imiş, onların kaderi.
Güneşe dönen yüzleri
Yandıkça..
Karardıkça..
Tamamlanırmış kendi hikayeleri.


vv.3/9/2008


Dokunma!
Şu an ki, çaresizliğime…
Dokunma!
Ellerime..
Ellerim ki,

gözlerimdeki bakışa hüzün taşıdılar bulut bulut..
Ondandır yağdı-yağacak sızısı gözpınarlarımda..
Gözyaşlarım ki, akmalı..

Bir dua bu kimsenin bilmediği,
kimseye söylenmeyip –içten- tekrarlanan..
Ağlayayım.
Ben ağlayayım.
Ben ağlayayım ki,
O’nun gözpınarları dolmasın,
Üzülmesin ardımdan.


Kızıma vv.27/8/2008

Yalnızlık..



Ben varken yada yokken,

Belki bir dönem kaybolmuşken....

Issız bir yerde,

ıssız bir yok oluş içinde,

Tükenirken.

Bir dost sesine sığınırken,

Bir gülüşe,

Bir gönlü feda edecekken.

Yüzümü dönüp,

Baktığım değil, gördüğüm.

Duyduğum değil, anladığım.

Bir hiçlik oldu,

Yalnızlığım..

vv. 04/07/2007


Annemin Yeni Sevgilisi





Fim bittiğinde bir an şunu düşündüm “izlememiş olsaydım” ne fark ederdi? Hiçbir şey:)
Televizyonda izlemiş olduğumuz sabun köpüğü filmlerden hiçbir farkı yoktu. Mag Ryan ve Antonio Banderas için tercih etmiştim doğrusu. Ama Mag Ryan oldukça yaşlanmış, hatta yüzünde botoks yaptıranlardaki o tam olarak anlatmayı beceremiyeceğim ifade vardı :)
Eğlenceliydi, romantik değildi. Final sahnesi oldukça sürpriz bir şekilde bitiyor ve ciddi kahkaha atığım bir bölümdü.
Kısaca, sinemada izlemeyin diyorum :) Çok açık oldu ama maalesef öyle. Tv’de oynaması beklenebilir yada dvd-vcd olarak izlenebilir..


http://www.sinemalar.com/film/7708/Annemin-Yeni-Sevgilisi/

Başlangıç..




Uzandım usulca..
Tüm yoklukları koyup yanıbaşıma,
Vardıklarımla geldim...
***
Güneşe dair,
bahara dair dedimse umutlar,
Yeni bir başlangıç olsun, her son....
***
Ve,
Günümü aydınlatan,
İçimi ısıtan,
Bir söz olsun,

Belki,
sadece benim dudaklarımdan dökülen.

vv.26/05/2008

Kendim İçin :)



ben mi? evet...
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak...
bir çiçek merhaba diyecek...
hoşgeldin diyecek dağ...
orman gülümseyecek...
anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...
hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece...
kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı...
ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük bir şeydir halk...
deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk... yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız...
yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..
doğan, ölen ve yaşayan şeyleri...
doğumu, ölümü ve yaşamayı yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...

ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün...
tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde...
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...

Ataol Behramoğlu

Gülen Şiir..



Sabah ayazında düş/tün aklıma..
Gece uykuya emanet ederken göz kapaklarımı,
Kirpiğimin ucundaki incelikten, düştün belki de.

Sen,
uyanırken düş/ündün mü?

Sabahlara uyanmak, seninle mi güzel?
benimle mi güzel?

Bir ince belli, büyük bardaktan içerken açık çayımı,
Çayıma eşlik eden tatlı kurabiyelerim gibi,
İkiye böldüm her ne varsa,
Biri senin payındır diyerek.

Hasretle yudumladım seni..

Gözlerimi kaparken gördüğümü sandığım,
Mavi denizin üzerinde uçan beyaz martı kadar düş/tün..
Olsun…
Sabahlara uyanmak, seninle mi güzel?
Benimle mi güzel?
Sen sadece ondan haber ver.

vv. Ağustos 2008

Günün Özü..

Görmeni istediklerini gösteriyorlar,
Görüyorsun.
Kandırılıyorsun!


Görmeni istemediklerini hissediyorsun,
Hissettirmiyorsun.
Kandırıyorsun!

vv. Ağustos 2008

Öylesine..


MARTI

Her vapur dumaninin ardina
yüregi sicak
bir insan sanip takilirken
tüyleri islanan bir marti oldugumu
hem azarlayan hem de sirtima havlu koyan anneme anlatamam


Kanadim kirilsa da konmam
deniz kiyisindaki
hiçbir caminin minaresine
kubbeye tüneyen martilarin
keyiflerince uçmalarini bekleyen imam
ezani geç okudugu için sürülünce
bir dag köyüne


Birazcik daha sabredin diyorum
eski bir sokagin kivriminda
yolun iki ucunu gösteren
trafik aynalarina
hüzün modeli arabalar
kirilmamaniz için örgütleniyor dolmus duraklarinda


Denize düsen bir gazetedeki
ölüm ilanindan ögrenirim
mendirege attigi çakiltasiyla
ürken martilarin
alkisa benzeyen kanat seslerini
selamlayan yasli adamin
unutulan bir tiyatrocu oldugunu


Gece yarisi söndürülünce isiklarini
Kuytu bir iskelede
ne yaptigini görürüm
iki yakasi arasinda Istanbul'un
koltuklarinda günboyu
kadin kalçalarinin izlerini
biriktiren vapurun


Yanindan ayrilmam deniz fenerlerinin
fotografina benzemeyen
heykelleridir çünkü
idam sehpasina çikinca
asagida asilmasini bekleyenlerin
yüreklerindeki sivri kayaliklari
isigiyla aydinlatan devrimcinin


Uyandiririm çigliklarimla
kiyisinda karni aç yatan çocuklari
yiyecek aradigim kent çöplügünün
ama bir parça olsun
koparmam beyazligindan
bilirim ki Kiz Kulesi
dogum günü pastasidir özgürlügün!...
Sunay AKIN

Usulca..


İncindin mi diye sordu?
gözlerinde anlayamamanın verdiği
kederle...

Yok dedi usulca,
kendi sesini kendisi bile duyamayarak..

Hüzün gözlerinin bebeğinde parlıyandı...
avuçlarının içinde terleyen,
omuzlarında bir yüktü...

Bir anı, bir anına uymayandı...

İncindin mi diye sordu?
sesinde saklamaya bile çalışmadığı,
nasıl olur tonu ile !

Yok dedi gülümseyerek.
Katmer katmer yayılan,
acıya inat.......

vv 23.7.2007

Ezginin Günlüğü / Bülent ORTAÇGİL


Emre Aydın'ın bir şarkısı var "ben ordaydımmmm" diye başlayan:) Evet, "biz ordaydık" Mel ve ben..
Salı akşamı artık işyerlerimizin de birbirine yakın olması nedeni ile buluşup, bol dedikodu eşliğinde yemeğimizi yedik. Otobüse kurulup, yine susmamacasına konuşma sözü vermişcesine yola devam ederken..nereye ve niçin gittiğimizi unuttuk sanırım:)
Ve Rumeli Hisarı'nın biraz yakınlarında bulduk kendimizi..Sonrası, karanlık sokaklarda kahkahalara eşlik eden gözyaşları eşliğinde bir yürüyüştü :) Hatta yolun yarısında karşılaştığımız "bunlara sorsak mı acaba, soralım mı" derken onların dönüpte "rumeli hisarı'na giden" yolu sormaları bizde ki makaraların iyice salınıp gitmesine neden oldu :))
İlk Bülent Ortaçgil sahnedeydi. Ve ben ilk kez konserde dinledim. Doğal, sempatikti :) Uzun süre gitarları akord etmeye çalıştıysa da, bunu da esprileri ile hoş hale getirdi:) Bir itiraf Fikret Kızılok ile yazdığı, çocuk şarkıları albümü olan Light albümündeki şarkıları dinlerken, birazcık uyukladım:)
Mavi kuş, olmalı mı olmamalı mı, bu su hiç durmaz, beni katagorize etme ...güzeldi.
Ezginin Günlüğü ise..İkinci kez canlı izleme şansım oldu.
Hüsnü ARKAN'ın çok içten Mel'in dediği gibi "yaşayarak" şarkıları seslendirmesi oldukça ilginç:) Eylem ATMACA'yı ise bayan olmama rağmen zerafeti, sesinin tonu ile çok beğeniyorum. Sadece Çeyrek cd'lerindeki şarkılardan söylemiş olsalar bile keyifliydi.
Sevmesen ölürdün sevdin ama yine öldün, martı, eksik bir şey, leyla, hişt, gemi, 1980 vs.vs. çok çok keyifliydi.

Kraliçe'nin Soytarısı / Philippa Gregory




"Boleyn'in Kızı" nı sinemada izledikten sonra, filmin devamı düşüncesi ile kitabı okumaya başladım. Aslında benzer entrikalar, hesaplar içerisinde yaşanan olaylardı okuduğum. Hannah..Bir yahudi ailenin kızı. Sürekli kaçmak ve dinlerini saklamak zorundalar. Annesinin İspanya'da yakılarak öldürülmüş olması, yüzünde is lekesi var hissini unutturmuyor.

Ve bazen içten gelen..sözler dökülüyor ağzından. Ve bunu bilen/anlayan kişiler onu yanlarında tutmak istiyorlar...Babasına matbaa da kitap basımında yardım ettiği bir gün, yanlarına gelen 3 kişi ile hayatı farklı yöne akmaya başlıyor. Kraliçe'nin soytarısı olarak kendi içindekiler ve söylemesi gerekenler arasında ki çelişkiler de buluyor kendini...

Ve tabii Kraliçe olmayı başarabilen Mary, Prenses Elizabeth, sözlüsü Daniel okurken tanıdığım diğer başrol oyuncuları idi aslında:)

Kalın bir kitap olmasına rağmen, tasvirleri ile sıkmayan..gündelik yaşamın içinde imiş gibi hissettiren bir anlatımı var.


http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=W2DFHM6JH5JK89JN29NN

"..ah şu papatya falları"



Sarı-beyaz bir papatya elimde tuttuğum..
Kopartırken beyazlığını..


Sorumu bir ben biliyorum,
Bir o…

Kalırken tek sarı nokta elimde.

Cevabı bir o biliyor,
Bir de sen..

vv.13/8

Sevgi..



Ufak ufak damlayan su damlaları gibi
Yavaşça süzülüp
Öyle sakin
Kayıtsız
Akıp gitmek,
Kalbin derinliklerinde.....

Aslında
hiçbir amacın olmadan...
vv.4.7.2007

ELVEDA



Kırmızı bir balon,
İpin ucu elinde.
Saldın ansızın,
Gidişine mi bakıyorsun?..

biraz buruk.

Uçarken senden uzaklara fısılda..Elveda.

Kumların üzerine yazılmış,
Gizli saklı bir kelime…
Deniz, köpükleri ile sildi az önce.
Yerinde kalan ise boşluk,
Ve, uzayıp giden kumsal kadar ıssız..

İçin sızlarken fısılda..Elveda.

Otobüs hareket ediyor yavaşça..
Giden, üzgün elbette.
Kalan, büklüm büklüm..
Ve hep sorulur,
“Kalandır en çok acı çeken”
Ki alıştıysa insan bir kere,
el sallamak ardından, zordur.
Ve yine

Elin havada asılı kala kalırken fısılda..Elveda.

Vahanın ortasında, bir serapsa
Uyanılan..
Gerçeğe uyanmak,
Yakıcıdır, yıkıcı belki..
Uyandın.

Ağlarken fısılda..E l v e d a.

vv. 8/8/2008

İSTEK


İsteği bu ruhumun..

Sessizce,
Azalarak ve azaltarak kendini...
K a y b o l m a k.
D o k u n u l m a m a k.
Sesle,
Seslenişle..
***
Dilim sustu.
Ruhum sustu.
Konuşan kim ? Ben mi hâlâ ?
***
Bir kelebek kozası içindeyim,
S a r ı n d ı m,
S ı ğ ı n d ı m...
Varsın, renklenmesin kanatlarım.
Varsın, bir gün düşü kurmayayım.

R a z ı y ı m.

vv.27/5/08

Damla..


Minik, beyaz kar taneleri gibi
Özgür uçuşuyor hava da
Hislerim..
---
Ufak dokunuşlarıyla…
Düştükçe ait oldukları yere,
Eriyip yok oluyorlar,
Sessizce..
--
Yüreğine değen,
Süzülen parmaklarının arasından,
Kar tanelerinden/hislerimden arta kalan,
Su damlalarıdır…

Belki soğuk acıtan,
ama berrak her zaman…

vv. 29/02/2008

..



Bir su damlası gibi olmak istiyorum. Bardağın içinden ters çevrilerek, denize bırakılan bir su damlası....sonrası huzur.
vv.

Not: Velena'nın küçük oyununa eklediğim bir-iki satırdı. Bugün başka bir şey demek gelmedi içimden.

Yalnızlığı Denemek / Attila İLHAN

gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın

insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın

bilmediklerim..



de ki bileyim..

gündür
yaşadığım,
sabaha uyanıp,
geceye vardığım.
seninle, zamanın dışında durduğum.

de ki bileyim..
bir bardak suya uzanır elim.
kurumuş dudaklarım,
kurumuş boğazım.
Doymaktır, kanmaktır
Varlığının gölgesi.

de ki bileyim..
şehrazat’tı 1001 gece masalları anlatan..
okuduğum/okuduğun..
bir/i varmış, bir/i yokmuş
budur bildiğim,
senin bilmediğin.

vv.1/8/08

Sen..



Uzaklardan gelir sesin ,
içimin tenhalarında yol bulur kendine..
Açıldıkça,
tüm duygularım,
çoğaldıkça/çoğalırsa..
Bir sus düşer,
Bir duruş,
Gözlerimdeki bakışa..
Kimse görmesin diyedir,
Başımı önüme eğişim.
Sen, üzerine alınma!

vv.30/7/2008


Dün..


Dün gitti,
içimdeki kederi de sürükledi peşinden.
Kalan bir avuç tortu belki,
biraz sızı...
biraz burukluk...
Ansızın hafif bir tebessümle hatırlanan,
bir-iki satır yada..
Günün kıyısında bekliyorum şimdi.
Yitip-tükeneni değil..
İçi aydınlatan,
Kavurucu bir yaz ikindisine düşen bir-iki damla gibi,
Sabah açlığında,
çaya eşlik eden yumuşacık, mis kokulu poğaça gibi,
Yada güneş gibi / gün gibi doğan..
Hep taze..
Özlenen...
Dün gitti.
Bugün
doğmalı içimde,
yeniden.
vv. 31/07/07

hit counter
web statistics
 
GÜLÜMSE - by Templates Novo Blogger