bilmediklerim..



de ki bileyim..

gündür
yaşadığım,
sabaha uyanıp,
geceye vardığım.
seninle, zamanın dışında durduğum.

de ki bileyim..
bir bardak suya uzanır elim.
kurumuş dudaklarım,
kurumuş boğazım.
Doymaktır, kanmaktır
Varlığının gölgesi.

de ki bileyim..
şehrazat’tı 1001 gece masalları anlatan..
okuduğum/okuduğun..
bir/i varmış, bir/i yokmuş
budur bildiğim,
senin bilmediğin.

vv.1/8/08

Sen..



Uzaklardan gelir sesin ,
içimin tenhalarında yol bulur kendine..
Açıldıkça,
tüm duygularım,
çoğaldıkça/çoğalırsa..
Bir sus düşer,
Bir duruş,
Gözlerimdeki bakışa..
Kimse görmesin diyedir,
Başımı önüme eğişim.
Sen, üzerine alınma!

vv.30/7/2008


Dün..


Dün gitti,
içimdeki kederi de sürükledi peşinden.
Kalan bir avuç tortu belki,
biraz sızı...
biraz burukluk...
Ansızın hafif bir tebessümle hatırlanan,
bir-iki satır yada..
Günün kıyısında bekliyorum şimdi.
Yitip-tükeneni değil..
İçi aydınlatan,
Kavurucu bir yaz ikindisine düşen bir-iki damla gibi,
Sabah açlığında,
çaya eşlik eden yumuşacık, mis kokulu poğaça gibi,
Yada güneş gibi / gün gibi doğan..
Hep taze..
Özlenen...
Dün gitti.
Bugün
doğmalı içimde,
yeniden.
vv. 31/07/07

Dün Akşam



Dün akşam..
Yemek yemeğimi yerken, cnbc-e dönüşümlü haberleri seyrediyorum. Ergenekon, Akp’nin kapatma davası derken asıl haber Güngören’deki patlama:(
Ölenleri anlatıyor haber spikeri.
Doğumuna 15 gün kalan bir anne…Anne olmamış olanların anlaması mümkün olmayan bir duygudur bu. Çünkü, bebek başlı başına hisseden, annesine ben buradayım diyen bir bireydir, sığınağında. İçim çok acıdı:(
Balkondan olayları seyreden 12 yaşında bir kız çocuğu..
Patlama sesinden korkup anneannelerinin elinden kaçan çocuklar..
Bunları dinlerken, aklıma bir önceki akşam geldi. 2 yaşına az kalan minik, fındık kurdu gibi bir kız çocuğu. Oyun oynuyoruz..Yaptığım çok bir şey değil aslında, eğlenmesi için bir-iki çılgınca hareket. Yaşımı onun seviyesine indirmeye çalışarak. Oturduğum için yüzüme uzak. Eğilip dizimden öpüyor beni..Bu kadar saf…bu kadar içten..Oy oyy diyerek yanağından öpüyorum. Buna izin veriyor olması bile güzel. O kadar masumlar ki..
Ağlamak çözüm değilken, gözlerimden yaşların akmasına mani olamıyorum..


Pamuk ipliğine bağlı yaşamak bu mu? Bu kadar mı?

Lanet olsun…lanet olsun…

Katya'nın Yazı / Trevanian



KATYA’NIN YAZI / TREVANİAN

Şibumi’yi okuduktan sonra Katya’nın Yazını’da da oku şeklinde ki önerileri göz ardı etmeyerek kitabı aldım.


Genç bir doktor. Küçük kasaba da kendi romantik hayalleri, düşleri ile yaşayıp giderken..bir gün genç bir bayanla tanışıyor. Ve ardından ailesi. Okurken sade bir dille anlatılanları okuyorsunuz, sadece okudum ben de. Bir Geyşa’nın Anıları’ndan sonra okumak hataydı belki de. Ne çok güçlü karakterler, ne tasvirler…Nasıl bir sona doğru gidildiğini bile gözümde canlandıramadım. Ki mümkün de değilmiş.

Finali muhteşemdi. Hatta ürkütücü biraz.
Kitabı kapattığımda gözümün önünde terasta oturmuş, saçları parça parça kesili bir Katya vardı. Yaşadığı bedensel acıdan, ruhu ağır yara almış bir kadın.

http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=168309

Not: Şibumi’yi okuduktan sonra aklımda kalanlar ise..
http://vili.blogcu.com/10124271/



Bir ince dal gibi,
yeşillik gibi kurudu,
Rengi sevdanın.
Sarıya dönerken yapraklar,
Sıcak kavururken dalında,
Ve çiçek,
susamışken bir yuduma ..
Avuçtan dökülen bir damla, yeter mi sandın?
Yine yanıldın…


vv.Temmuz 2008


Puzzle



Parça parça olabilir mi insan
Un ufak
En ufak
Minik parçalar gibi dağıtabilir mi,
k e n d i n i
zamanı gelince.
Ya koyarken parçaları yerine,
Eksik olanlar ?

vv. Haziran 08

Not: Şiirin dip not kısmında "Yine de Tamamlasakta mı saklasak? vs.vs.gibi kendimle dalga geçme şeklinde devam eden satırlar :) Yoğun istek üzerine çıkartılmıştır

Bakış Açısı / Acısı




Bakışlarında bir giz var..
Yüreğinde bir telaş.
Ve duygular tükendi derken,
Bitmeyen..
Bitmemiş olan duyuluyor,
Çığlık ç ı ğ l ı ğ a ,
Dudaklarından dökülürken acı sözler!

vv.Temmuz 2008



Eledi / m
Elendi / m.
Sanki olur gibi,
salladım içimi / dışımı..
Geriye,
Bir avuç içi kadar,
Bir avuç içine sığacak kadar,
Ben kaldım.
Sevgi işte bildik,

Ve çabuk incinen bir kalp.
Takılan benleri savurdum,

durup düşünmeden.
İçinde,
sen varmışsın!

Yine de bir ince sızı bana kalan..

vv. Haziran/08

Bir Geyşanın Anıları / Arthur GOLDEN

Aslında eski bir kitap, eski bir film olmasına rağmen. Bir dönem okuyamama gibi bir iç rahatsızlığım olması nedeni ile etraf yıkılıyoooo J iken, ben ancak okuyabildim.
Çarşamba sabahı, işe gelirken ilk sayfalarını okumaya başladım kitabın. Çok yoksul bir Japon köyü, hasta bir anne, yaşlı bir baba ve iki kız kardeş. Anlatımı o kadar doğaldı ki, benzetmeler, duygular, yerler..bir bir gözümün önünde canlandırarak okudum. Ve bir sonra ki adımda ne olucak, şimdi ne oldu o gri-mavi gözlü küçük kıza diyerek…cumartesi günü kitabı bitirdim.
Gözümde canlandırdıklarımın, filmdekilerle uyuşacak mı heyecanındayım şimdi. Sayuri, ablası (öğretmeni aslında) mameha, balkabağı, çirkin ama desteğini onun üzerinden hiç çekmeyen Nobu ve elbette ki BaşkanJ

“….ama şimdi yaşadığımız dünyanın da okyanus dalgaları gibi kalıcı olmadığını biliyorum. Mücadelemiz ve zaferlerimiz ne olursa olsun, onlar için ne denli acılar çekersek çekelim, hepsi kısa süre sonra kağıdın üstündeki mürekkebe damlayan su gibi akıp gidecek..”

http://www.altinkitaplar.com.tr/kitap.asp?KitapID=61

Kirâze / Solmaz Kâmuran


KİRAZE

Yaşadıkları yerden kaçmak zorunda kalan bir Yahudi ailesinin kızı Ester. Sevdiği kişiden ayrılmanın acısını yaşarken, hayat ona bambaşka acılar yaşatıyor. Osmanlı Sarayı’na kadar uzanan bir yaşam. Ve dramatik bir son..
Kanuni Süleyman, Sokullu Mehmet Paşa (ki benim için sadece bir okul adı iken, birden farklı bir kişiliğe büründü J ) aslen Rus olan Kanuni’nin gözdesi Hürrem Sultan, onun oğulları. Murad ve yine bir devşirme olan karısı Safiye Sultan vs.vs.
Eski günleri okumayı sevenler için güzel bir kitap.

Terk Eden ?


Elime alınca kalemi,
Ardı arkasına dökülürdü sözlerim,
Sonu ve başı karışırdı birbirine..
Telaşsız,
sakınmaksızın,
Dizeler oluşurdu boş kağıt üzerinde.

Ben sizi terk etmedim,
Siz beni terk ettiniz şiirlerim.

Dostlarla bir-iki sohbet sırasında ,
Yüzüme yayılırdı gülümsemeler,
Gözlerimde başlardı parıltısı..
Kedersiz,
İçtenlikle.
Ağız dolusu kahkahalar eşlik ederdi.

Ben sizi terk etmedim,
Siz beni terk ettiniz gülüşlerim.

Ve tek anlamıydı, günlerin..
Sığınırdım/sarınırdım çocuksu bir telaşla.
İçimden taşandı..
İçimin gülen yüzü.

Ben seni terk etmedim,
Sen beni terk ettin sevgi / m.
vv. Temmuz 2008



Unut..
Bir iki damla gözyaşının ardından, sil damlaları..
Hüzün hep vardı zaten
Kalsa da olur.
Yüzünü yıka önce,
Bir iki sür sürüştür…
“endamın yeter”
Sen sadece unut..
Beyaza çalar zamanla, hep acısı ile siyah katran karası olmaz kederler.
Yeni bir güne başla,
Sokak başındaki çöplerin yanından geçerken yine çevir başını,
Küçük çocuklara hep gülümse,
Ve acıyı katma bu gülüşe.
Saflığı, masumiyeti koruduğun sürece, içinde..
Art niyetlerini, bir iyi niyet gösterisi şovuna çevirenler / de,
Dağılıp gideceklerdir, elbet bir gün.
Ve yara aldıkça
tekrar tekrar kanamaz,
bir gün gelir kabuk bağlar,
Kalbinin üzerindeki minik darbeler.
Ki en ince sızın olarak kalacaksa da,
razıyım demedin mi?
O vakitler.
Bir büyü gibi sarınıp, sözcüklerin esiri olmuşken..
Ve bakışları özlerken gözlerin.
Dokuşu özlerken ellerin.
Hep bildik, sıradan ve kimseden farklı olmayan aslında..
Bir vakitleri yaşarken sen.
Acısı da, sevinci de yakar..
Ama sevdadır adı..
Yanık yanık kokar inceden..demedin mi?
Medet umma
Kimseden..
Hiçbir şeyden..

Deniz kenarında ki,
Çay bahçesi, ne çabuk hatırladın!
Kırmızı kareli örtüsü üzerinde ince belli bir çay bardağı.
Acı bir çay.
İçmek zorundasın sanki…ama içersin.
Garson yine yılışık bakar…
Ben bunu yaşadım dersin sessizce..
Yalnızdın o masa da.
Bugün gibi.
Unut..
Sil…ne varsa,
Yak,
Kat ardına külleri savrulsun..
Bir tek adını sakla.
“Yüreğime düşerse yankısı
düşerse yankısı
yankısı..
Duyarsın.
Ben usulca fısıldarken,
adını…”**

Bir iki damla gözyaşının ardından, sil damlaları..
Hüzün hep vardı zaten,
Kalsa da olur…
vv. 15/7/2008


**
http://vili.blogcu.com/11964921/ şiirimden..

...




Şehrin ışıkları pırıl pırıl,
Ay hilal,
Deniz mavi bir sakinlik içinde…
Deniz kenarı ise; beton yığını ile çepeçevre sarılmış.
İnsanlar tatlı bir rehavet içinde yürüyor…
Çekirdeğini çitliyor bir genç kız.
Parmak arası terliğini sallıyor, uzun batik desenli eteğinin altından.
Ve gözleri az ötede ki hafif çapkın bakışlı delikanlı da.
Beyaz gömleğini düzeltiyor, kızla buluşunca bakışı.

Şehrin ışıkları pırıl pırıl.
Bu şehir,
Ağır-aksak
Sarı-sıcak
Yaşarken bir temmuz akşamını…
Bir kadın seni düşünüyor..

Ayın ışığı parlıyor denizin koyu maviliği üzerinde..
Kız kulesi, gecenin güneşi..
parlıyor ya,
yanıyor ya gece de..
Anla işte.

Yerde boncuk kolyeler satıyor bir adam.
Maviler, yeşiller
Ve küpeler..
Nasıl da yakışıyor kadına,
Başını hafifçe edası ile sallarken.
Sen hiç görmüyorsun
Ama belki,
bazen elini dayıyor çenesine.
Denize dalarken bakışları,
Sesler kaybolurken kulaklarından,
O kadın seni düşünüyor..

Çekirdeği bitiyor genç kızın.
Oturduğu banktan kalkıp yürümeye başlıyor, yanındakilerle konuşarak.
O genç ise,
olduğu yerde beklerken,
yitip gidiyor kız gecenin içinde..
Uzun batik desenli eteğinin rengi kalıyor aklında tek.

Şehir kararıyor,
Ay hüzünlü,
Düşünmek hüzünlü,
Anla işte..

vv. 11/07/08


Gitme der misin?

Sırtımı dönmüşken sana,
Yüzüm senin olmadığın yöne dönük,
Ellerim avuçlarından koptu kopacak..
Ağlasam, gururum engel.
Kalsam, anlamı var mı ?

Gitsem,
Gitsem, uzağına….
içim paramparça…

Tutup sıkıca,
Gitme der misin ?
Gitme..

Yerimden kalksam ağır ağır ,
Tam kapının önüne vardığımda,
Oyalanırken nedensiz..

Gitmesen…
Gitme / sen demez ki dudaktan dökülenler..

“Bak çay demlemiştim, bir bardak içsek”
Desen bile anlarım ben..gidemem!
vv. 11/7/2008

hit counter
web statistics
 
GÜLÜMSE - by Templates Novo Blogger