Güne Başlarken..



Bu sabah, her yer pırıl pırıl.
Karalar yok gözlerimin değdiği, en uzak noktada bile.


İnsanlar, uyku mahmurluğundan silkinir gibi yürüyor ..
Vapur, denizin üzerinde salınıyor ağır ağır,
küçük motorlar peşisıra..

Emanetindeyim sanki beyaz kanatları parlayan, martının.
Yerçekimine meydan okuyan bir yeri var hala içimin.
Ve sabahın aydınlığına açılan gözlerim..

Hangisi güzel olan?
Gözlerim de sabah?
Sabahın içinde ben?

Ve bir yerlerde sen.
Adını içimden fısıldadığım..

vv. 23/09/08

Sen olsaydın yapmazdın biliyorum / Kürşat BAŞAR



http://www.everestyayinlari.com/kitaplar.asp?b=419


..Öylesine yaşamımıza girmiş, anlaşılmaz rastlantılarla bizden bir parça olmuş, bir başka yerde değilde burada, bir başkası değilde ben olmamı sağlayan birkaç insan, birkaç anı, birkaç sözcük..
**
..bazen sert bir rüzgar esebilir. O zaman boynunu eğmekten utanma, yeniden başını kaldıracağını, yalnızca rüzgarın geçmesini beklediğini düşün..
**
gerçekten öyle mi, hayat yalnızca arasıra gizlenmemiz gereken rüzgarlarla mı dolu, eğer onlardan korunabilirsek bunca acıdan da korunabilir miyiz?
**
Yalnızlık en büyük acıları bile derinleştirmeye, yeniden biçimlendirmeye yarayabilir. Bazen.
**
Belki bir gün, suskunlukların tutsak edilmiş düşlerin kişiyi nasıl böyle dönülmez sınırlara sürüklediğini anlarsın.
**
Güzel kalan yaralar vardır. Sende benim artık ancak izi belli olan, zaman zaman yanlış bir dokunuş yada mevsimsiz bir yağmurla sızlayan ama hep güzel kalan yaramsın. Ne zamandır onla birlikte yaşamaya çalışıyorum, bunu öğrenmeye. Senin imgen, yaşamda değilde, kimi şiirlerde bulabildiğim bir boyut veriyor bana..
**
İstemediğim görüntülerden, istemediğim sözcüklerden kaçarak geçecek bir hayat, sürekli bir şeylerden gizlenerek, sürekli kendinden gizlenerek, sözcükleri değiştirerek, istenenlerle istediklerimiz arasındaki dengeyi kurarak, her an bu oyunu sürdürmek için gergin bekleyerek, sokaklardan, gecelerden, karanlıktan, erkeklerden, okullardan, hastanelerden, yüksekten, kapalı bir hücreden, arabalardan, uçaklardan, askerlerden, dostlardan, sevgililerden, acıdan, mutluluktan, öfkeden, düşünmekten, bir günün bitmesinden, gecelerin sonsuza dek sürmesinden, düşünmekten, yalnızlıktan, başkalarıyla birlikte olmaktan, sevmekten, bir gün ansızın hastalanmaktan, mezarlıklardan, kalabalıklardan, seslerden, sessizlikten korkarak, anlamsız bir oyun gibi, renklere, titreyişlere, değişen görüntülere kapılarak sürüklenip gitmek, gitmiyorum, artık bırakıyorum, zaman durabilir, görüntüler geçmeyebilir, en azından benim için durduruyorum, gitmek istediğim her yere gidebilirim. Şimdi uzak yıldızların arasında bir nokta olabilirim, söylediklerimizden çok gizlediklerimizden oluşan bu görüntülerden, onların anlamını çözmek için delice çaba harcamaktan sıkıldım artık, kendi görüntümden, onu siliyorum, kimsenin umurunda olmasada..
Kürşat BAŞAR

Eylül Biterken


Elele,
Çantalar, montlar bir yana dağılmış..
Başlayalı 5 dk. olan bir filme,
Etraftakileri rahatsız etmeyelim diyerek,
Sessizce gülüşüp girmedik seninle….

Kalkış saatini bilmediğimiz İETT otobüsünün,
Tam durağa varmak üzereyken,
Gidişini görüp
“hay Allah” diye üzülmedik, çaresiz bakışıp birbirimize….

Yada,
İskeleden kalkıp giden bir beyaz vapur.
Arka kısmında oturup karşılıklı,
Kız kulesi’ni,
Beyaz beyaz
Köpük köpük
Arkada kalan dalgaları seyredeceğimiz,
Elin belimde belki..
Kaçırmadık ki hiç!
Biz, sadece
Bir mevsimi kaçırdık seninle,
Eylül adında / tadında.

vv. 28.9.2007

Asi Ve Mavi

..

15-20 gün önce bir arkadaşım aracılığı ile dinledim şarkıyı. O günden beri de sabah-akşam, akşam-sabah şeklinde dinlemedeyim :)
Bir ince melodisi var içinde..hani denir ya "bam teli" diye. İşte tam da bam telime dokunuyor o ezgi. Klibi olduğunu da görünce, bloguma eklemek istedim :)

Sözsüz yada Sessiz



Sonbahar dökmeli,
Ağaçların sararmaya başlayan yapraklarını..
Bense
Düşenleri,
Bitenleri,
Savurup yürümeliyim..
Bir tenhada, tek başına.
**
Konuşmaksa..şimdi zamanı değil.
Konuşmaksa..kelimelerimin en sevmediği.
**
Bir uzun yolda,
Sessiz adımlarla yürümeli,
İçindeki huzuru kimse ürkütmeden..

vv.16/09/2008

Rica..



Dokundum,
Buz gibiydi teni.
Yüreğime mi değdi soğukluğu,
Üşüyorum.

Kış ortasında ki nefesin, dumanı gibi..
Çay bardağına dokununca el, azıcık yanar gibi..

Sevginin buğusu ile ısıt içimi,
Şefkatle ve özenle.

Ey hayat!
Sözüm sana.

Güne kat beni,
Her yeni doğan güne, katık et beni.


vv.15/9/2008

Kayık ( yada kaçmak isterken)



Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan, kambur duruşunda taşıyor hüznünü.
Yavaşça biniyor,
Lacivert renge bürünmüş denizin kıyısında bekleyen kayığına..
Küreklerin suya değişindeki,
ses yükseliyor önce,
İki yankı gibi vuruşları.

Sonra kayıp gidişi.

Gecenin mi, denizin mi,
Yalnızlığın peşi sıra mı bilinmez.
Tam ortasına varınca…
Gitmenin de,
Dönmenin de imkansız gözüktüğü,
Hani uçsuz bucaksız karanlık,
Hani göz alabildiğine yokluk…
Kalakalıyor.


Bırakıyor kendini akıntısına dalgaların,
“nereye giderseniz gelirim” diyor sessizce,

“ne yöne götürürseniz giderim”

Tahta kayığın küçük boşluğuna uzanıyor,
Büklüm büklüm, ürkek.

Gökyüzüne bakarken,
Peşi sıra gelen yıldızlar tek tek gözkırpıyorlar sessizce,
Her biri birer ateşböceği,
Yanan titrek mum,
Işık işte, ışıl ışıl yanan umut yada..
Elini uzatıp “dokunur muyum” derken mi,
Isınır içi ?
Onu önemseyen yürek atışlarını hatırladığında mı ?

Hani ansızın yağmurun ardından açan güneş,
Hani özlenene sarıldığın an hissedilen ateş…
Ağlıyor.
Ki ağlamalı insan “yükünü hafifletmek için, yüreğinin….”

Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan.
Kıyıya çıkıyor,
Sadece yorgun…

vv. (Eylül 2007)

Not: Evoironi'nin blogunda resmi görünce, bu resimle eklemiş olduğum şiir geldi aklıma. Resim Salvador Dali'ninmiş bilmiyordum. Ve yine aylardan Eylül'müş bunu bana yazdıran:) Güzel bir tesadüf..

Rüya..




"Başını eğdiğinde göremesem de, damlaların aktığını..
Orada olduklarını biliyorum, her zaman.

Eylül’den bir gün al, sil tersiyle.

Ağlamanın umudu gülümsemektir "
diye fısıldadı rüzgar kulağıma..

"Ağlayabil ki, gülmek yakışsın ardından" dedi güneş..

Ağladım da,
Güldüm de..

Dalından kopupta, yere düşerken seslenen yaprak gibi usul usul…

vv.10/9/08

..



Ne anlattınsa eksikti..
Ne sustuysan, kat kat fazla.
Söyledi isen, anlamadı.
Kilitledinse dilini, hep yanlışa yordu.
Yoruldun..
Artık yorma!


vv. 09/9/2008

..



Hüzün,
en ince melodisini çalıyor kemanıyla,
duyuyor musun..
Her yer yabancı,
Herkes el bu saatlerde.

Işığını kapat, perdeleri, kapıları.
Dışarıdan ses duyulmasın içeriye..
İçerisi ıssız, sakin.
Böyle kal / sın.

vv.9/08

Siyah Süt / Elif ŞAFAK

“Eğer bir kadın erkeksi özelliklere sahipse, ondan kaçmalı. Ama eğer bu tür özelliklere sahip değilse, bu sefer de o kendinden kaçmalı.” Friedrich Nietzsche
**
Çünkü, ne kadar girift olursa olsun her dehlizin bir çıkışı var..ummadığın kadar yakında bir yerde seni bekleyen..Oraya doğru yürümek tek yapman gereken..”
**
….annelikte ise tüm kapılar açıktır ardına kadar. Gece gündüz, yaz kış. Kapı pencere açık püfür püfür. Dilediği kapıdan girer çocukların içeri, dilediklerince gezinmek üzere. Ne sığınağın vardır onlara karşı, ne gizli bölmen. Ne mahremiyetin kalır ne bahanen. “Kendine ait oda” diye bir saha yoktur artık içine çekilip yazabileceğin.
**
Kadın yazarların isimlerini ya erkek ismine çevirmek yada “cinsiyetsiz” kılmak istemeleri tesadüf değil. Doğrusu kadın yazarların kalemleri hem erkek hem kadın kalmalı. İyi bir kadın yazarın yazısı ya tamamen aseksüel ya biseksüel olmalı…
**
Dünya edebiyat tarihi yazarlık yapabilmek için benzer seçimler yapıp evlenmeyi büsbütün reddeden ya da erkek kılığına giren veya erkek takma ismiyle yazan kadınlarla doludur. Tabii bir de yeteneği ve azmi olduğu halde, sırf kadın olarak dünyaya geldiği için mumu çabucak sönen yada hiç alev almayanlarla..
Sorulması gereken soru “Niçin çok sayıda kadın şair ya da yazar çıkmadı geçmişte?” sorusu değil. Esas soru “nasıl oldu da bir avuç kadın şair ve kadın yazar bu şartlara rağmen gene de çıkabildi?”olmalı..
**
Kullandığımız her sıfat aynada beliren bir yansıma aslında.


Aynada sağ tarafta görünen bir şeyin sol tarafta bulunması gibi, her sıfatın tam zıt yerde duran bir karşılığı var. Belki de sıfatlar, tıpkı yeryüzündeki tüm hayvanlar, bitkiler ve insanlar gibi, Nuh tufanına yakalanmışlar bir zamanlar.Onlar da çift halinde binmişler Nuh’un Gemisi’ne. Her sıfatın bir “eş”i var bugün. Bu sebepten hep ikilemler aracılığla düşünüyoruz.

Ne var ki bu ikilemlerden daha olumsuz olan tarafı kadınlıkla, olumlu olan tarafı da erkeklikle özdeşleştiriyoruz. Birinin varlığı ötekini açıklamak ve meşrulaştırmak için kullanılıyor. Örneğin kadınları “zayıf” kabul ettikçe erkeklerin “güçlü” olduğuna daha kolay inanıyoruz. Keza kuvveti ve kudreti erkeklere yada erkekliğe atfettikçe, kadınların zayıf ve kırılgan olduklarını sanmak kolaylaşıyor.

Veda..

Kalem yazmak, dil konuşmak istemese de…hayatın diğer bir yüzü. Gerçeği değil mi ölüm?
Erirken günden güne, solarken…eski günleri düşünmemek mümkün mü? Yaşlılığın tüm yükleri ile ağırlaşan bedenin, solarken.

Küçükken bir övünçtü “benim hiçbir yakınım ölmedi” demek. Bir dedem. Ki ne kadar küçükmüşüm, acısını idrak edecek yüreğim yokmuş henüz. Sonra peşpeşe, birbirini beklermiş gibi. Önce dayım, sonra eniştem ve ansızın bir haberle yengem.

En son nasıl görmüştüm? En son ne zaman?

Sesler silinmiyor kulağımdan.
Bir gün hiç umulmadık bir yerde karşıma çıkan bir benzeri ile sızlıyor yürek. Hani gitsem evinde bulacakmışım gibi. Özlemişim diyorum o zaman.


Günlük koşturmalar içinde, birbirimizin gününe dahil olamasakta…bir ramazan sofrasında, bir bayram sabahında, hastalıkta, bir akşam ziyaretinde çayın yanına eşlik eden sigara dumanları ve sohbetlerle hatırlamak.

En güzel günlerimde, çocukluğumda var olanlar…asıl şimdi duyuyorum sızınızı.

Şimdi, hastalık var bedeninde..biliyoruz, hepimiz. Geçen günler yavaşça silmeye başladı suretini hayattan.
Henüz geç olmadan.. en insani duyguyla yine öperim elinden saygıyla, başımın üzerine koyarım..

vv. 29/8/2008

Sadece dinliyorum..



Oturduğum yerden duyuyorum ayak seslerini..
Bir huzura bırakmışım kendimi
Kollarımı kaldırsam,
doğrulsam yerimden,
gözlerimi açsam..
Sona erecek.

Ama bitmesin istiyorum.

Dinliyorum.
Dinliyorum ..

Gidiyor musun?

Çıkarken kapıyı usulca çek..
Tıpkı birazdan dönecekmiş,
hemen geliyorum der gibi..
Anahtarını bırakma.
Sen de kalsın ki,
Gördükçe/görünce anlamayayım yokluğunu..

Geliyor musun?

Oturduğum yerden duyuyorum ayak seslerini..
Beklemiyorum ki seni!
Bir kitabın içinde kaybolmuştum tam da ben
Ve bir şarkının melodileri okşuyordu ruhumu..
Ama kalkmalıyım,
yarı tedirgin, yarı mutlu bir telaş içinde.
Saçım düzgün mü?
Giysilerimi sever misin?
Beni sever miydin?
Dinliyorum.
Dinliyorum..


vv. Ağustos 2008


Misal



Güneşe bakan / güne bakan
Sarı-siyah çiçeklerdi, gördüğüm..
Yüzlercesi yan yana
Sırt sırta
Bekleşirken
Ayçiçeği idi bir diğer adları…
Ve sevdiğim.

Güneşten yanan / kavrulan
Çiçeklerdi, yaz sonunda.
Simsiyah,
Boyunları bükük..
Ve böyle imiş, onların kaderi.
Güneşe dönen yüzleri
Yandıkça..
Karardıkça..
Tamamlanırmış kendi hikayeleri.


vv.3/9/2008


Dokunma!
Şu an ki, çaresizliğime…
Dokunma!
Ellerime..
Ellerim ki,

gözlerimdeki bakışa hüzün taşıdılar bulut bulut..
Ondandır yağdı-yağacak sızısı gözpınarlarımda..
Gözyaşlarım ki, akmalı..

Bir dua bu kimsenin bilmediği,
kimseye söylenmeyip –içten- tekrarlanan..
Ağlayayım.
Ben ağlayayım.
Ben ağlayayım ki,
O’nun gözpınarları dolmasın,
Üzülmesin ardımdan.


Kızıma vv.27/8/2008

hit counter
web statistics
 
GÜLÜMSE - by Templates Novo Blogger