30-Aralık..



Sevgili Bebek
Bu sana yazdığım ilk mektup.
Bebeklerin annelerini seçtiklerine dair bir yazı okumuştum vaktiyle bir dergide. Gülüp geçmiştim o zamanlar. Ama artık pekala mümkün geliyor bu fikir. Gökyüzünde melekler yan yana oturup kainatın koca kataloğundan anneni seçerken düşlüyorum seni. Önünde kocaman bir kitap açık duruyor. İçinde renk renk fotoğraflar. Her bir fotoğrafın altında kısa tanıtım bilgileri. Melekler sabırla çeviriyor sayfaları. Sen alıcı gözle bakıyorsun tek tek tüm adaylara.

“Bu değil..” diyorsun. “Yok bu da değil..”
Ne doktorlar, ne mühendisler, ne ev hanımları, ne iş kadınları geçiyor gözünün önünden. Geçit töreni gibi. Hiçbirine alaka duymuyorsun. Oysa oldukça iddialı anne adayları var içlerinde. İşini iyi yapan, sevgi dolu ve hayli marifetli kadınlar bunlar. Sen gene de oralı olmuyorsun.

Derken yeni bir sayfa açıyor yanındaki tombul melek ve benim resmim çıkıyor karşına. İyi bir fotoğrafım değil bu. Saçlarımı beceriksizce toplamışım. Makyajım da çalakalem, bir gözüme bir gözümden daha çok far sürmüş, gene taşırmışım. Üzerimde kat kat soğan kıyafetlerim. Altında tanıtım bilgilerim. Muhtemelen şöyle yazıyor:

"Kafası karışık, hayatı düzensiz, henüz tam olarak kendini bulamamış, arayış halinde. Yazar.Edebiyatçı."

Sen minicik parmağını benim resmime doğru sallayarak,
“Hah, bak bu eğlenceli olabilir..” diyorsun meleğe. “Şuna biraz yakından bakayım.”
Nasıl ve niye kâinatın onca başarılı anne adayı arasından beni seçtiğini bilmiyorum. Belki de çılgın bir kızsın sen. Dört dörtlük bir anneyi sıkıcı buluyorsun. Ya da beni benden iyi tanıyorsun şimdiden. Bendeki potansiyeli görüyorsun. Eksiklerimi, zaaflarımı aşmama, hatalarımı düzeltmeme yardım edersin. Rehberim olursun, en güzel öğretmenim.

Dedim ya, niye nasıl beni seçtiğini bilemiyorum. Ama bir şeyi bilmeni istiyorum:
Sana müteşekkirim. Seçiminle onurlandım. Gururlandım. İnşallah hayatta hiçbir zaman, “Ulan o koskoca katalogdan bula bula bunu mu bulmuşum. Başka birini seçseydim keşke..” dedirtmem sana. Seni mahcup ederim diye ödüm patlıyor.
Sabırsızlıkla gelişini bekleyen annen Elif.”
Elif ŞAFAK/ Siyah Süt

Not : İyi ki doğdun kızım, iyi ki varsın..

Kadından Kentler / M.Mungan



Biliyordum, dinlediğimiz uzaklar aynı değildi. O geçmişi, ben geleceği dinliyordum. İçinde yaşadığımız zamanın kulak kabarttığımız uzakları bile farklıydı. Bir tek kalplerimiz yakındı onunla ve ben diğer birçok şeyi önemsizleştiren bu yakınlığı yıllar geçtikçe daha çok anlayacaktım. Zaten hep öyle olmaz mı? Hayat demek, biraz da zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?
**
İnsan ilişkilerinde sözler, davranışlar kadar sessizlikleri kullanmanın önemini de ondan öğrendim; hem de hiç farkında olmadan.
**
Böyle zamanlarda tartışmayı alevlendirmez, laf anlatamayacağını bildiği bu çeşit durumlarda hep yaptığı gibi, geri çekilerek karşı tarafın sakinleşmesini beklerdi.
**
Sonradan çok düşündüm: Madem insanların gerçekleri değişiyordu, neden içinde yaşadıkları değil, yaşamayı seçtikleri geçmiş zaman parçası kendi gerçekleri olmasındı? Vazgeçmenin mutluluğu, anımsamanın, yalnızca anımsamanın mutluluğu yok muydu? Bütün bu soruların derinleştirdiği, gerçeğe ve zamana açılan kapılar benim içimde de açıldığında, artık oyanımda yoktu. Bunları konuşabileceğim kimse yoktu. Bana kendi kendimle konuştuğum geniş bir zaman kaldı.
**
Gerçekte duyguları göründüğü kadar sahte olmayabilir; ama bazı kadınlarda samimi olanla olmayan yıllar içinde o kadar iç içe geçmiştir ki, sahici duygularını bile yapmacıklıkla ifade ederler; ayırt edemezsiniz.
**
Hayatlarındaki hemen her şeyi ucuza getirmeyi bilenlerin küçük, çapsız kurnazlık oyunlarıyla ağızdan laf almaya çalışıyordu.
**
Ne buluyorsun ki, böyle şehir şehir dolaşmakta? diyenlere, “her şehrin fırınının ekmek kokusu farklıdır” diye karşılık verirdi. “her ekmeğin hikâyesi farklıdır.” Hayat Hanım’ın böyle içli puslu sözlerine alışıktılar. Böyle zamanlarda anlamaktan çok hissetmeye çalışarak dinlerlerdi onu.
**
Yüreklerinin ta en derinine esen rüzgârın ayaklandırıp havalandırdığı, adını koydukları ya da koyamadıkları ürküntülerin, belirsizliklerin tekrar eski, dilsiz kuytularına çekilmesi, dünyanın onlar için yeniden tanıdık bir yer olması için rüzgârın kesilmesini, fırtınanın dinmesini ümit ediyorlar.

Not: Kitapla ilgili güzel bir yorum..eklemek istedim.


İzin Verme..







Isıtan bir güneş bekliyor seni dışarıda

tüm gölgelerin ardında.

Ve çiçeklenmiş ağaçlar

kokularını sana sunuyorlar
renklerini sana.


Umutlarına sarınarsan
kaybolup gidecek korkuların..

İzin verme..

Kimsenin
h i ç kimsenin
seni
kötü hissettirmesine
kötüye sevketmesine

İzin verme..


vv.Haziran 2008



Bir Günün Ardından..

Avrupa Yakası'nın son bölümlerinde çok sevdiğim bir karakter var Dursun:) Onun çok sık kullandığı gibi "bugün..bugün olmazsa, cumartesi..bu cumartesi olmadı, bayramdan sonra..yok o bayrama yetişemedik, bu da, şu da geçsin" diyerekkk. Nerede ise 1 senedir planlanan, istenen ve beklenen buluşmamızı/görüşmemizi, nihayet geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleştirdik. Yazılardan, maillerden, birbirimizle yorumlaşmalardan tanıdığımız "blog arkadaşlarımız" kafamızda çizdiğimiz şekillerden sıyrılıp, bir insana dönüşüverdiler:)




Sakin, mütevazi, ıssız Anadolu'ya davet ettik onları, küçük hanımlarda bizlerle olacağı için:) Ortamının çok sıcak ve hoş olduğunu düşündüğümüz Karamela Cafe'nin çeşidi bol kahvaltı tabağı, büyük bardaklarla masamıza gelip-giden çaylar eşliğinde konuşmalara daldık. Çok konuşmuş olmamıza rağmen, kelimeler anlatmak,açıklamak karşılıklı öğrenmek istediklerimize yetemediği için..bir doymamışlık, damakta hoş bir keyifle devam ettik günümüze..

Gelirken bizler için hazırlamış oldukları incik-boncuklara karşı elimiz boş gitmek olmaz diyerek..yanda görüldüğü üzere, romantik yazılarına fon teşkil etmek üzere cam mumlukları seçtik. Foto'ları çeken kişi benim. Yüzüğünü başarılı bir şekilde çekmeye çalıştığım ise Jto, yan cepheye sıkışmış olan Nilüferhan. Eee bi de böyle bir sorun vardı, konuşurken blogcu isimlerimizle birbirimize seslenip durduk:) Benim için sorun değildi tabii ki, her yerde vili iken ;)



Derken sevgili Jto, Nilüfer'le bizler için hazırlamış oldukları, yan tarafındaki poşetleri uzattı. Hani aman, nedir bu abartma şimdi canım diye burun kıvıranlar olabilir:) Yapılan inceliğe, emeğe ve özene burada yazmak dışında nasıl teşekkür edeceğimizi bilememek aslında, şu an anlatılan. İlk verdiği paket kağıdından simli maske ve kitap ayraçları çıktı. Blogunda sık sık gördüğüm, beğendiğim için çok sevindim. Kendisinin yaptığını öğrenince, Mel kutuyu açmaya başlamışken ben hâlâ ayraçlara sevinçle bakıyordum:)

Kutuda ki her şeyin tek tek bir açıklaması vardı. O bize kalsın diyorum:) Süpriz yumurtalarımızı ise daha yolda kızlar "yiyelim" diye tutturdukları için, foto'da yerleri boş kaldı. Araya bayram girince, bilgisayar başında zaman geçirme şansım olmadığı için, cd'yi hemen izleyemedim. Sessiz, sakin bir gece, kupamda ki nescafemi içerken, gözlerim hafifçe nemlenerek izledim:) Siyah-beyaz fotoğraflar üzerinde satır satır geçen şiirlerimi okudukça, sevindim de, hüzünlendim de işte...içten teşekkürler, tekrar.
Siz ne kadar samimi olarak varsanız, karşınızda ki de o kadar samimi olarak var! Değilseniz...hissediliyor:) gibi okuyunca hafif cümlelerle mana içermiyor gibi gözüken, arka planda çok anlamlı bir cümle ile nokta koymak istedim.
Not: Kısa şiirler yazıyor olmam çok isabetli bir seçim olmuş, düz yazı yazarken yazının sonunu getiremiyecek kadar çenem düşebiliyormuş :)


Not2 : Maskeleri taktığımızda Jto foto'larımızı çekti ki, çok çok güldük halimize :) Onlar yarın-öbür gün aleyhimizde delil olmak üzere, bloglara yansımadan onda kalıcak:))


Not3 : Kutunun olduğu fotoğraftaki Nestle çikolatayı, Nilüfer çocuklar için getirmişti. Bizler de birer parça yedik :)

Söz -ler-



Söyleyemediklerim değil
söylemediklerim var!

içimden geçen mi ?
değil

taşan her zaman..

ağızdan yavaşça dökülünce
söylenmiş olması ile tüketilecekmiş gibi gelen

duyulunca
yok olur gibi gelen / yok olur mu yada ?
değil

sızı gibi hep kalan
söz olup
kelime olup
cümle olup
değil

sakin akan bir nehir gibi
akıp giden

akıp giden

kendi yatağında..

vv. 19.07.2007

Not: Tanıyan-tanımayan, bilen-bilmeyen, okuyan herkese güzel bir bayram dilerim :)

Tek Bir Cümle, Koca Bir Dünya



Kırmızı Gün'lük, beenmaya'dan :)




Kimsenin mimlenmediği okuyanların devam ettirdiği bir oyun.


Oyunun Kuralları

•Kendinize en yakın kitabı alın.

•Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.

•Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.

•En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.
.
Çantamda okumaya devam ettiğim kitabın 56.ncı sayfasını ve 5.cümleyi merakla açtım. Bana ne diyecek diye düşünerek..
.
Murathan Mungan..Kadından Kentler
"Bu sessizlikten içini yatıştıracak bir dinginlik duygusu almayı umdu."

hit counter
web statistics
 
GÜLÜMSE - by Templates Novo Blogger